Mary Shelley – Frankenstein

Frankenstein, Kuzey Kutbu’na yaptığı keşif sırasında buzullar arasında zayıf düşmüş bir adam bulan Kaptan Walton’ın anlatımıyla başlar. Bu adam Victor Frankenstein’dır. Victor, Walton’a kendi trajik hikâyesini anlatmaya başlar. Cenevre’de sevgi dolu bir ailede büyüyen Victor, çocukluğundan itibaren bilime ve doğanın sırlarına büyük ilgi duyar. Üniversiteye gittikten sonra yaşamın kaynağını çözmeye ve ölü maddeden canlı yaratmaya saplantılı biçimde odaklanır. Uzun uğraşlar sonunda bir yaratık yapar ve onu canlandırmayı başarır; ancak yaratığın korkunç görünüşü yüzünden dehşete kapılıp onu terk eder.

Yaratık ilk başta kötücül değildir; ama yalnızlık, reddedilme ve insanların ona duyduğu nefret yüzünden acı çekerek öfkelenir. İnsanlardan gizlenerek konuşmayı ve okumayı öğrenir, hatta bir aileyi uzaktan gözlemleyip onlara yardım eder, fakat onlarla karşılaşınca yine korkuyla kovulur. Bunun üzerine kendini yaratan Victor’a karşı büyük bir nefret duyan yaratık, Victor’un küçük kardeşi William’ı öldürür ve suç masum bir hizmetliye atılarak o kişiyi idama sürükler. Yaratık bir süre sonra Victor’la karşılaşarak ona kendi yaşamını anlatır ve yalnız kalmamak için kendisine benzer bir eş yaratmasını ister. Victor önce kabul eder; fakat ikinci yaratığı tamamlamadan yok eder. Bu karar yaratığı daha da vahşileştirir ve Victor’dan intikam almaya yemin eder.

Yaratık önce Victor’un en yakın arkadaşı Henry Clerval’ı, daha sonra da Victor’un düğün gecesi eşi Elizabeth’i öldürür. Ailesi çöken Victor, bütün hayatını yaratığı yok etmeye adar ve onu dünyanın her köşesinde takip eder. Bu takip sonunda Kuzey Kutbu’na kadar gelir. Bitkin düşen Victor, Walton’ın gemisinde kısa süre sonra hayatını kaybeder. Yaratık, Victor’un ölümünden sonra onun cesedinin başına gelir; yaptıkları için pişman olduğunu söyler ama artık geri dönüş olmadığını anlar. Kendi acısıyla birlikte ortadan kaybolarak hayatına son vereceğini belirtir ve karanlıkta kaybolur.

Roman, yaratılan bir varlığın kötü doğmadığını; dışlanma, yalnızlık ve sevgisizlik yüzünden karanlığa sürüklendiğini gösterirken, aynı zamanda bilimin sorumluluk olmadan kullanılmasının ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini anlatır.


Frankenstein, insanın bilgi ve güç arzusunun sınırlandırılmadığında nasıl felaketlere yol açabileceğini göstererek bilimin etik sorumluluklarla birlikte yürütülmesi gerektiğini öğütler. Roman, dışlanmışlığın ve sevgisizliğin bir canlıyı kötüleştirebileceğini, aslında kimsenin doğuştan “canavar” olmadığını; toplumun acımasızlığının, yalnızlığın ve kabul görme ihtiyacının karşılanmamasının, insanda şiddeti doğurabileceğini vurgular. Ayrıca intikamın hem hedefi hem de intikam alanı tüketen bir duygu olduğu, sorumluluklardan kaçmanın sonuçları ağırlaştırdığı ve insanın kendi yarattığı şeyler üzerinde düşünmeden hareket etmesinin sonunda kendisini yok edebileceği mesajını taşır.

Mary Shelley’nin Frankenstein film uyarlamaları, romanındaki derin felsefi ve duygusal yapıyı büyük ölçüde sadeleştirdiği için, kitap çok daha yoğun ve anlamlı bir hikâye sunuyor. Romanda yaratık düşündüğünü ifade edebilen, duygusal, yalnızlığının bilincinde olan ve reddedildikçe acı çeken trajik bir karakterdir, fakat filmlerde genellikle sessiz, vahşi ya da yalnızca korkutucu bir figüre indirgeniyor. Benzer şekilde Victor’un iç hesaplaşmaları, pişmanlığı ve psikolojik çöküşü kitapta uzun uzun aktarılırken filmlerde fazla yüzeysel kalıyor; böylece romanın temel temaları olan yalnızlık, sorumluluk, yaratıcı–yaratılan ilişkisi, bilimin etik sınırları ve intikamın yıkıcılığının filmlerde tam olarak verilemediğini düşünüyorum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir